Abdullah Güler: Türkiye, dünyanın en büyük derin deniz filosuna sahip 4. ülke
Türkiye’nin son yıllarda enerji alanında önemli bir kapasite artışı sağladığına dikkat çeken Abdullar Güler, Türkiye'nin kendi sismik araştırma ve sondaj gemilerinden oluşan dünyanın en büyük dördüncü filosuna sahip olduğunu belirtti.
AK Parti Meclis Grup Başkanı Abdullah Güler, Başkent Kulisi programında Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Acet'in sorularını yanıtladı.
AK Parti Meclis Grup Başkanı Abdullah Güler'in açıklamalarından satır başları...
Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki varlığı, yalnızca diplomatik ilişkilerle sınırlı kalmıyor. Somali ile yürütülen çok boyutlu iş birlikleri; enerji, savunma, deniz güvenliği ve uzay çalışmaları gibi kritik alanlara yayılıyor. Yetkililer, bölgenin stratejik önemine dikkat çekerek Türkiye’nin bu coğrafyadaki varlığını daha da güçlendirmeyi hedeflediğini vurguluyor.

STRATEJİK KONUM: DENİZ TİCARETİNİN KİLİT NOKTASI
Somali’nin coğrafi konumu, uluslararası deniz taşımacılığı açısından büyük önem taşıyor. Ülke, Hint Okyanusu’ndan Kızıldeniz’e uzanan kritik geçiş hattında yer alıyor. Bu hat, özellikle Uzak Doğu ve Pasifik’ten gelen gemiler için önemli bir rota oluşturuyor. Gemi güvenliği ve küresel ticaretin sürekliliği açısından Somali kıyıları, uluslararası deniz seyrüseferinin en hassas bölgelerinden biri olarak öne çıkıyor.
UZAY ÇALIŞMALARI İÇİN YENİ ÜS
Türkiye’nin uzay programı kapsamında Somali’de yeni bir adım atılıyor. Başkente yaklaşık 70-80 kilometre mesafede kurulması planlanan bir üs, roket ve füze fırlatma faaliyetleri için uygun bir merkez olarak değerlendiriliyor. Yetkililer, söz konusu alanın coğrafi avantajları nedeniyle Türkiye’nin uzay çalışmalarında önemli bir rol üstlenebileceğini belirtiyor. Bu kapsamda çalışmaların sürdüğü ifade ediliyor.
ASKERİ İŞ BİRLİĞİ VE EĞİTİM FAALİYETLERİ
Türkiye’nin Somali’deki varlığı askeri alanda da dikkat çekiyor. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde oluşturulan müşterek kuvvetler komutanlığı kapsamında Somali askerlerine eğitim veriliyor. Ayrıca Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri unsurlarının da bölgede çeşitli faaliyetler yürüttüğü belirtiliyor. Bu iş birliği, Somali’nin güvenlik kapasitesinin artırılmasına katkı sağlamayı amaçlıyor.
ENERJİ ARAMALARI VE PAYLAŞIM MEKANİZMASI
Somali’de yürütülen petrol ve doğal gaz arama faaliyetleri de gündemin önemli başlıkları arasında yer alıyor. Yetkililer, olası kaynak keşiflerinin uluslararası sözleşmeler çerçevesinde paylaşılacağını vurguluyor. Bu kapsamda Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) ve ilgili bakanlığın koordinasyonunda yürütülen çalışmaların, ticari aşamaya geçildiğinde belirlenen anlaşmalar doğrultusunda paylaştırılacağı ifade ediliyor.
ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİ İÇİN KÜRESEL HAMLE
Türkiye’nin enerji ihtiyacının büyük ölçüde dışa bağımlı olduğuna dikkat çekilirken, bu alanda yeni stratejiler geliştirildiği belirtiliyor. Günlük yaklaşık 1,1 milyon metreküp doğal gaz ve 1,1–1,2 milyon varil petrol ihtiyacına karşılık, mevcut yerli üretimin bu talebin yaklaşık yüzde 15’ini karşıladığı ifade ediliyor. Bu nedenle Türkiye’nin yalnızca kendi topraklarında değil, farklı coğrafyalarda da enerji arama faaliyetlerini artırması gerektiği vurgulanıyor.
GÜÇLENEN ENERJİ FİLOSU VE YENİ KEŞİFLER
Türkiye’nin son yıllarda enerji alanında önemli bir kapasite artışı sağladığına dikkat çekiliyor. Ülkenin, kendi sismik araştırma ve sondaj gemilerinden oluşan dünyanın en büyük dördüncü filosuna sahip olduğu belirtiliyor. Bu filoda, sismik araştırmalar yapan Oruç Reis ile sondaj faaliyetleri yürüten Fatih, Yavuz, Kanuni ve Abdülhamid Han gibi gemiler yer alıyor.
Karadeniz’de keşfedilen Sakarya Gaz Sahası’nın da bu alandaki en önemli gelişmelerden biri olduğu ifade ediliyor. Mevcut altyapıyla yaklaşık 8 milyon haneye doğal gaz sağlanırken, 2028 yılına kadar bu kapasitenin 28 milyon haneye ulaşacak şekilde genişletilmesi hedefleniyor.
Öte yandan, Türkiye’nin kara sahalarındaki üretimi de artış gösteriyor. Özellikle Gabar Dağı’nda günlük 80 bin varile ulaşan petrol üretiminin sürdüğü ve bu kapasitenin farklı sahalarla artırılmasının planlandığı belirtiliyor.
BÖLGESEL GELİŞMELER VE YENİ ARAYIŞLAR
Türkiye’nin enerji arama faaliyetlerinin yalnızca Somali ile sınırlı olmadığına da dikkat çekiliyor. Pakistan’da hem karada hem deniz yetki alanlarında yürütülen çalışmaların, bölgedeki jeopolitik gelişmeler nedeniyle zaman zaman aksadığı ifade ediliyor. Özellikle İran’daki çatışmaların, bölgesel projelerde gecikmelere yol açtığı belirtiliyor.
“KAYNAK ÇEŞİTLİLİĞİ ŞART”
Yetkililer, Türkiye’nin uzun vadeli enerji arz güvenliği için farklı coğrafyalarda arama ve yatırım faaliyetlerini çeşitlendirmesinin zorunlu olduğunun altını çiziyor. Yerli teknoloji, mühendislik kapasitesi ve enerji filosunun bu süreçte kritik rol oynadığı vurgulanırken, Somali gibi ülkelerle kurulan iş birliklerinin hem ekonomik hem de stratejik açıdan önemli katkılar sağlayacağı ifade ediliyor.
TBMM’DE ARA SEÇİM TARTIŞMASI: VEKİL SAYISINDAKİ AZALMA VE SİYASİ GÜNDEM
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) milletvekili sayısındaki azalma, ara seçim tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Mevcut durumda 600 olan milletvekili sayısının, vefatlar ve yerel seçimler nedeniyle düşmesi üzerine, anayasal çerçevede ara seçim şartlarının oluşup oluşmadığı tartışılıyor.
VEKİL SAYISI 8 KİŞİ AZALDI
Yetkililerin değerlendirmesine göre, TBMM’de farklı nedenlerle 8 milletvekilliği şu anda boş bulunuyor. Bu durum, temsil açısından dikkat çekmekle birlikte, anayasanın öngördüğü ara seçim koşullarının henüz oluşmadığına işaret ediliyor.
ANAYASA NE DİYOR?
Anayasa hükümlerine göre ara seçim yapılabilmesi için milletvekili sayısındaki azalmanın belirli bir eşiği aşması gerekiyor. Bu eşik, Meclis üye tam sayısının yüzde 5’i olarak ifade ediliyor. Mevcut durumda 600 milletvekili üzerinden hesaplandığında bu oran en az 30 milletvekiline karşılık geliyor.
Dolayısıyla ölüm, istifa, mahkûmiyet ya da başka nedenlerle milletvekilliğinin sona ermesi sonucu bu sayı 30’un üzerine çıkmadıkça, ara seçim zorunlu hale gelmiyor. Ancak bu sınır aşılırsa, Meclis kararıyla ara seçim süreci başlatılabiliyor.
SEÇİM ÇEVRESİ İSTİSNASI
Anayasa, yalnızca genel sayı üzerinden değil, seçim çevresi bazında da bir istisna öngörüyor. Buna göre, bir ilde tüm milletvekillerinin görevlerinin sona ermesi durumunda, o seçim çevresinde temsilin tamamen ortadan kalkması halinde ara seçim yapılabiliyor. Özellikle az sayıda milletvekili çıkaran iller için bu durum ayrı bir önem taşıyor.
İSTİFA SÜRECİ VE MECLİS ONAYI
Milletvekilliğinin düşmesi sürecinde istifalar da belirli bir prosedüre tabi tutuluyor. Bir milletvekilinin istifa dilekçesi doğrudan geçerli sayılmıyor. Öncelikle TBMM Başkanlık Divanı, istifanın serbest iradeyle yapılıp yapılmadığını inceliyor.
Bu incelemede; istifanın baskı, tehdit ya da yönlendirme sonucu gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendiriliyor. Uygun bulunması halinde istifa, Genel Kurul’un onayına sunuluyor. Genel Kurul’da yapılacak oylamada salt çoğunlukla kabul edilmesi durumunda milletvekilliği sona eriyor.
“SİYASİ GÜNDEM DEĞİŞTİRME” İDDİASI
Ara seçim tartışmalarıyla ilgili değerlendirmelerde, bazı siyasi aktörlerin bu konuyu gündem değiştirme amacıyla öne çıkardığı yönünde görüşler de dile getiriliyor. Özellikle ana muhalefet partisinin, parti içi tartışmalar ve yerel yönetimlere ilişkin eleştiriler karşısında farklı bir gündem oluşturma arayışında olduğu iddia ediliyor.
YEREL YÖNETİMLERE YÖNELİK ELEŞTİRİLER
Açıklamalarda, bazı belediyelerde yaşandığı öne sürülen olaylar üzerinden kamuoyuna hesap verilmesi gerektiği vurgulanıyor. Bu kapsamda yalnızca mali konuların değil, yerel yönetimlerdeki uygulamaların da şeffaf biçimde değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Ayrıca bazı belediyelerde yaşanan ve yargıya intikal eden olaylara dikkat çekilerek, bu süreçlerin kamuoyu tarafından yakından takip edildiği belirtiliyor. İlgili dosyalar kapsamında soruşturmaların sürdüğü ve yargı sürecinin devam ettiği aktarılıyor.
SORUŞTURMALAR VE YARGI SÜRECİ
Öte yandan, yerel yönetimlere ilişkin bazı iddiaların yargı sürecine taşındığı ve soruşturmaların devam ettiği ifade ediliyor. Bu süreçte hem iddiaların hem de savunmaların yargı mercileri tarafından değerlendirileceği vurgulanıyor.
TBMM’DE ARA SEÇİM TARTIŞMASI: “TEMSİL EKSİKLİĞİ Mİ, SİYASİ GÜNDEM Mİ?”
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) milletvekili sayısındaki azalma üzerinden yürütülen ara seçim tartışmaları, anayasal çerçeve ve siyasi değerlendirmelerle birlikte yeniden gündeme geldi. Mevcut tabloda 600 olan milletvekili sayısının 8 kişi eksilmesi, “ara seçim gerekli mi?” sorusunu beraberinde getirirken, konuya ilişkin farklı yorumlar da dikkat çekiyor.
TBMM’DE 8 SANDALYE BOŞ
Meclis’te vefatlar ve yerel seçim süreçlerinde adaylıklar nedeniyle 8 milletvekilliği şu anda boş bulunuyor. Bu durum temsil açısından bir eksiklik olarak değerlendirilse de, anayasal sınırlar bakımından ara seçim zorunluluğu doğurmadığı ifade ediliyor.
ANAYASA’NIN 78. MADDESİ NE ÖNGÖRÜYOR?
Ara seçimlere ilişkin temel düzenleme, Anayasa’nın 78. maddesinde yer alıyor. Madde gerekçelerinde, yasama organında temsilin korunmasının esas alındığı belirtiliyor. Türkiye genelinde 85-86 seçim çevresinin bulunduğu, her birinin Meclis’te seçim dönemi boyunca temsil edilmesinin hedeflendiği vurgulanıyor.
Bu çerçevede, milletvekili sayısındaki azalmanın belirli bir eşiği aşması durumunda ara seçim gündeme geliyor. Söz konusu eşik, Meclis üye tam sayısının yüzde 5’i olarak tanımlanıyor. Mevcut durumda bu oran yaklaşık 30 milletvekiline karşılık geliyor.
Dolayısıyla ölüm, istifa, mahkûmiyet ya da benzeri nedenlerle milletvekili sayısındaki azalma 30’un üzerine çıkmadıkça ara seçim yapılması gerekmiyor. Ancak bu sınırın aşılması halinde, Meclis kararıyla ara seçim süreci başlatılabiliyor.
“AMAÇ TEMSİL Mİ?” TARTIŞMASI
Ara seçim çağrılarının gerekçesi de tartışma konusu. Değerlendirmelerde, mevcut 8 milletvekilliği eksikliğinin anayasanın öngördüğü “önemli temsil kaybı” kriterini karşılamadığına dikkat çekiliyor. Bu nedenle, söz konusu çağrıların temsil ihtiyacından ziyade farklı siyasi amaçlar taşıyabileceği ileri sürülüyor.
SİYASİ GÜNDEM İDDİALARI
Bazı yorumlara göre, ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin ara seçim çağrılarının arkasında iki temel motivasyon bulunuyor. Bunlardan ilki, kamuoyundaki farklı tartışmaların gündemden düşürülmesi; ikincisi ise parti içindeki gerilimlerin azaltılması olarak değerlendiriliyor.
Bu görüşe göre, ara seçim tartışmalarıyla kamuoyunun dikkatinin farklı alanlara yönlendirilmesi ve siyasi gündemin yeniden şekillendirilmesi hedefleniyor.
YEREL YÖNETİMLER ÜZERİNDEN ELEŞTİRİLER
Açıklamalarda, bazı belediyelerde yaşandığı iddia edilen olayların kamuoyunda geniş yankı bulduğu ve bu konularda hesap verilmesi gerektiği de dile getiriliyor. Özellikle yerel yönetimlerde ortaya çıkan bazı uygulamaların yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal güven açısından da değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.
KADIN VE GENÇLERE YÖNELİK İDDİALAR GÜNDEMDE
Bazı belediyelerde yaşanan ve yargıya intikal eden olaylar kapsamında, özellikle kadınlar ve genç çalışanlara yönelik iddiaların kamuoyunda tartışma yarattığı belirtiliyor. Bu çerçevede, ilgili siyasi aktörlerin konuya yaklaşımı da eleştirilerin odağında yer alıyor.
TBMM’de ara seçim gerekliliğine ilişkin tartışmalar, anayasal sınırlar ve siyasi değerlendirmeler ekseninde devam ediyor. Mevcut sayısal tablo, ara seçim için gerekli eşiğin altında kalındığını gösterse de, konu siyasi gündemdeki yerini koruyor.
“TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİNDE YENİ AŞAMA: SİLAH BIRAKMA VE HUKUKİ ZEMİN VURGUSU
“Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda yürütülen sürece ilişkin değerlendirmelerde, siyasi irade ve kurumsal çalışmaların belirleyici rol oynadığına dikkat çekildi. Sürecin, Cumhurbaşkanı’nın kararlı tutumu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarıyla şekillendiği ifade edilirken, atılan adımların sahada karşılık bulmaya başladığı belirtildi.
İMRALI ÇAĞRISI SÜRECİN DÖNÜM NOKTASI OLDU
27 Şubat’ta İmralı’dan yapılan çağrının sürecin seyrinde önemli bir eşik olduğu vurgulandı. Bu çağrı kapsamında, silahların tamamen bırakılması, PKK’nın kongresini toplayarak kendini feshetmesi ve örgütün tüm bileşenleriyle ortadan kaldırılması hedefinin ortaya konulduğu ifade edildi.
MECLİS’TE GENİŞ KATILIMLI KOMİSYON
Sürecin yalnızca siyasi söylemlerle sınırlı kalmadığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde oluşturulan komisyonla kurumsal zemine taşındığı belirtildi. Tüm siyasi partilerin temsil edildiği, bir partinin ise dışında kaldığı 51 kişilik komisyonun 5 Ağustos itibarıyla çalışmalarına başladığı aktarıldı.
Komisyon kapsamında toplam 137 kişi ve kurum temsilcisinin dinlendiği bilgisi paylaşıldı. Görüşlerine başvurulanlar arasında baro başkanları, sendika temsilcileri, şehit ve gazi aileleri, Diyarbakır anneleri, “barış anneleri”, korucu aileleri, ceza hukukçuları, siyaset bilimciler ve eski Meclis başkanlarının yer aldığı ifade edildi.
ORTAK RAPOR ŞUBAT AYINDA YAYINLANDI
Yapılan görüşmelerin ardından siyasi partilerin kendi değerlendirme raporlarını hazırladığı, bu raporların birleştirilmesiyle ortak bir metnin Şubat ayında yayımlandığı belirtildi. Söz konusu raporun, sürecin bundan sonraki aşamalarına ışık tutacak nitelikte olduğu kaydedildi.
YENİ DÜZENLEMELER GÜNDEMDE
Açıklamalarda, sürecin ilerleyebilmesi için bazı yasal düzenlemeler ve idari adımların atılmasının gerektiği vurgulandı. Ancak mevcut çalışmaların göz ardı edilmemesi gerektiği ifade edilerek, “hiçbir şey yapılmadı” yönündeki değerlendirmelerin gerçeği yansıtmadığı dile getirildi.
“HUKUKİ GERÇEKLİK” VURGUSU
Sürecin en kritik başlıklarından birinin “hukuki gerçekliğin” doğru tanımlanması olduğu belirtildi. Buna göre, yapılacak yasal düzenlemelerde silah bırakmanın somut olarak gerçekleştiğinin izlenmesi ve teyit edilmesi gerektiği ifade edildi.
Mevcut mevzuata işaret edilerek, Türk Ceza Kanunu’nun 221. maddesi kapsamında, örgüt tamamen silah bırakmamış olsa dahi bireysel olarak örgütten ayrılan kişilerin etkin pişmanlıktan yararlanabildiği hatırlatıldı.
YENİ TANIM: “SİLAH BIRAKMIŞ VE FESHEDİLMİŞ ÖRGÜT”
Bundan sonraki aşamada ise hukuki zeminde daha kapsamlı bir tanım yapılması gerektiği vurgulandı. Bu çerçevede, silah bırakmış, kendini feshetmiş ve tamamen dağılmış bir örgüt yapısının esas alınması gerektiği ifade edildi.
Bu durumun yalnızca beyana dayalı değil, güçlü bir izleme ve doğrulama mekanizmasıyla desteklenmesi gerektiği belirtilirken, sürecin güvenilirliği açısından bunun kritik olduğu kaydedildi.
“BÖLGESEL DEVAMLILIK KABUL EDİLEMEZ”
Açıklamalarda, örgütün Türkiye dışında varlığını sürdürmesinin kabul edilemeyeceği de özellikle vurgulandı. Irak ya da Suriye gibi farklı coğrafyalarda silahlı yapılanmaların devam etmesinin, sürecin ruhuyla bağdaşmayacağı ifade edildi.
NİHAİ HEDEF: TERÖRÜN TÜM UNSURLARIYLA SONA ERMESİ
Sürecin nihai hedefinin yalnızca silahların bırakılmasıyla sınırlı olmadığı, aynı zamanda şiddet ve terör anlayışının tamamen ortadan kaldırılması olduğu belirtildi. Bu kapsamda, örgütün tüm bileşenleriyle birlikte tasfiye edilmesi ve terörün sona erdiğinin ilgili kurumlar tarafından güçlü şekilde teyit edilmesi gerektiği ifade edildi.
Yetkililer, bundan sonraki süreçte hem hukuki hem de idari adımların bu çerçevede şekilleneceğini vurguluyor.
-
Gültepeli Bjk 42 dakika önce Şikayet EtGüler başkann Türk Halkı olarak neee zamannn faydalanabileceğizz açıklamaların çokk doğru güzell lakinn bizler hiçç birr faydasını görmüyoruz halenn başkan saygılarBeğen Toplam 2 beğeni
-
Yiğido 43 dakika önce Şikayet EtSen diyirsen doğridir ağamBeğen
-
Tahir 47 dakika önce Şikayet EtGemi var..güzel... filo. ...sonuçç..Beğen Toplam 1 beğeni
-
Trabzonlu 48 dakika önce Şikayet EtFarklı bir ülkeden mi bahsediyor acaba!Beğen Toplam 2 beğeni
-
KertenKeRRe____x____ 1 saat önce Şikayet EtDevletimle, milletimle GURURLUYUM..Beğen Toplam 2 beğeni