Küçük bir ajansta çalışmak için 5 neden

Kötü veya olumsuz şeyler olduğu zaman küçük bir ajansta neden çalışmak zorunda olduğunuzun sebeplerimi sıralamak en iyi yöntem. İştesize bir çalışanın beş maddelik listesi:

Küçük bir ajansta çalışmak için 5 neden
Küçük bir ajansta çalışmak için 5 neden
GİRİŞ 13.08.2007 11:26 GÜNCELLEME 13.08.2007 11:26

Küçük bir ajansta reklamcılık yapmak için 5 neden

Geçtiğimiz günlerde adage.com'da Bart Cleveland imzalı bir makale yayımlandı. Cleveland yazısında küçük bir ajansta çalışmak için beş neden sıralıyordu: Özgürlük, aile, hayaller, umut ve cesaret... Buyurun bu leziz yazının tadına varın.

Amerikan Devrimi sırasında, İngiliz donanmasına karşı yapılan şiddetli savaşın ortasında John Paul Jones, tam olarak bu kelimeleri kullandı: 'Henüz savaşmaya başlamadım.' Aslında onlara bağırdı, aksi halde İngilizler duyamazdı. John'un bu tavrından çıkardığım sonuç şu: Bir ajans bir üstünlük göstererek başarılı olabilir. Bir işte olumsuz giden şeylerden cesaretin kırılması çok kolay. Ofisteki klimanın her zaman benim tarafıma esmemesi durumunda olduğu gibi...

Kötü veya olumsuz şeyler olduğu zaman küçük bir ajansta çalışmayı isteme sebeplerimi sıralamak yapabileceğim en iyi şey. İşte benim beş maddelik listem:

1. Özgürlük:
Küçük bir ajansın en alt kademesinde bile çalışsanız büyük bir ajansta yıllarca iyi bir kademede çalışmış birinden daha çok eğlenirsiniz. Daha fâzla sorumluluk alırsınız çünkü zaten çalışan çok az insan vardır. Tabii ki sevimsiz birkaç iş de yapmanız gerekir. Bu da özgürlüğün bir bedeli ve çok da makul bir bedeldir. Ayrıca, kendi postalarınızı bulmak ve pul yalamak da son derece tedavi edici ve sağlığınıza iyi gelen bir şeydir.

2. Aile:
Geçenlerde bir iş görüşmesine gelen birine grubumuzun gerçekten büyük bir aile olduğunu söyledim. Bu, 30'un altında çalışanı olan bir yerde sağlanabilecek en kolay koşul zaten. Bir gün herkesi tanımanın neredeyse imkansız olduğu kocaman bir ajansta çalışacağımız günlerin gelebileceğini biliyorum. O ajansın yaptığı işler de çok daha güçlü olabilir, orada sahip olacağımız fırsatlar da daha iyi olabilir fakat o zaman da az sayıda olduğumuz şu eski günleri yad edeceğiz hep. Niyetim şimdilik bunun tadını çıkarmak...

3. Hayaller:
Ajansımın neden burada olduğunu biliyorum. Endüstrinin kıskanacağı, imreneceği mükemmellikte bir itibar inşa etmek istiyoruz. Şu anda bu avantajların bizim yanımızda olmadığını biliyoruz ama bunu yapmayı bu kadar isteme sebebimiz de bu zaten. Bit hayali gerçekleştirmede her zaman bir tehlike vardır. Bir gün bir kuyrukluyıldız dünyaya çarpsa bile biz asla denemekten vazgeçmeyeceğiz. Buradaki son insan olsam bile bir müşteriyi ya da iyi bir çalışanı kaybettiğim için asla pes etmeyeceğim.

4. Umut:
İçinizden pek çok kişi ajansların en kötüleriyle çalışıyor. Daha iyi işler yapmanın hayalini kuruyorsunuz ama ajansınız sadece işi çabuk yoldan halletmeye bakıyor. İlk ajansım çok iyi bir kişi tarafından yönetiliyordu ve en sevdiği cümle şuydu: 'Müşteriler çekin ön kısmını imzalar, ben de arkasını.' Bu ifade beni çok fazla cesaretlendirmiyordu. Çünkü Bili Bernbach'ın çok sevdiğim bir ifadesini biliyordum. O zaman: "Bir yönetici sana bir şeylere mâl olmadığı sürece yönetici değildir.' Ben, bizi bir şeyleri savunmamız için yüreklendirenlerden çok fazla cesaret alıyorum. Biliyorum ki bizim gibi ajansların sayısı, çek-arkası-imzalayanların sayısı kadar çok değil. Endişelenmeyin. Biz bu fikrimizi değiştirmeyeceğiz.

5. Cesaret:
Üniversiteden mezun olduğumda kahramanlarım, ajanslarını mükemmellik modeline göre inşa etmeye başlayanlardı. Pat Fallon, Mike Hughes, Dan Wieden, Lee Clow ve Jeff Goodby harika işler çıkarmaya çalışan genç adamlardı. Bana Öyle geliyor ki ikon olmayı falan düşünmüyorlardı. Hiç şüphe yok ki, yaptıkları işlere hayranım. Ama onlara benzemeye çalışmak istediğim esas nokta, herkesin itiraf edebileceğinden daha çok satan bir sektörde, bir şeyleri savunabilen insanlardan oluşan bir şirket inşa edebilme yetenekleridir. Bugün hâlâ aynı şeyi yapıyorlar. Ben de aynı şeyi başarmaya çalışmaktan hiç vazgeçmeyeceğim. Çünkü John Paul Jonts gibi, ben de biliyorum ki asıl önemli olan kavga eden bir köpek değil, köpeğin içindeki kavgadır.


MediaCat Ağustos 2007  (www.mediacatonline.com)

YAZDIR